Faydalı Linkler

Yanlış Tanı Konulması Sonucu Vefat ve Olay Hakkında Etkili Bir Ceza Soruşturması Yürütülmemesi Nedenleriyle Yaşam Hakkının İhlal Edildiği İddiası


Yanlış Tanı Konulması Sonucu Vefat ve Olay Hakkında Etkili Bir Ceza Soruşturması Yürütülmemesi Nedenleriyle Yaşam Hakkının İhlal Edildiği İddiası
Yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru Numarası: 2014/14146 Karar Tarihi: 27/10/2016 

Özet: Başvuru, başvurucunun annesinin hastalığı hakkında yanlış tanı konulması sonucu vefat etmesi ve olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvurucunun annesi müteveffa Aysel Kılınç, 7/2/2013 tarihinde özel bir hastanenin acil servisine göğüs ağrısı ve çarpıntı şikâyeti ile başvurmuş, yapılan tetkik ve tedavi neticesinde kardiyoloji poliklinik önerisi ile evine gönderilmiş, aynı gece durumunun daha da kötüye gitmesi nedeniyle Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüş ancak 9/2/2014 tarihinde burada yaşamını yitirmiştir.

Başvurucu, annesinin ölümünde ihmali bulunduğunu iddia ettiği özel hastane çalışanı doktorlar hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek cezalandırılmaları talebiyle şikâyetçi olmuştur.Cumhuriyet Başsavcılığının 12/3/2014 tarihli kararıyla, şüpheli doktorların ölümün gerçekleşmesinde kusurlarının bulunmadığına dair Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 4/12/2013 tarihli ve 4782 sayılı raporuna istinaden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Başvurucunun bu karara itirazı, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/5/2014 tarihli ve 2014/1704 Değişik İş sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya 24/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucu otuz günlük yasal süresi içinde, 21/8/2014 tarihinde bireysel başvuruya konu edilmiştir.

Başvurucu, annesinin özel hastanede görev yapan şüpheli doktorlar tarafından müşahede altına alınmadan ve kardiyoloji uzmanı çağrılmadan taburcu edilmesi sonucunda yaşamını yitirdiğini, olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini belirterek Anayasa'nın 17. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; soruşturmanın yenilenmesi ve tazminat taleplerinde bulunmuştur.

Somut olayda ölüm olayı ile ilgili olarak başvurucunun kullanabileceği birden fazla hukuki yol bulunmaktadır. Bu kapsamda başvurucu, yaşanan olay hakkında bir ceza soruşturması başlatılmasını ve kusurlu olan personel hakkında kamu davası açılmasını yetkili Cumhuriyet Başsavcılığından talep edebilir. İkinci bir yol olarak başvurucu, annesinin ölümünden sorumlu olduğunu düşündüğü kişiler aleyhine haksız fiilden ya da vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluk kapsamında yetkili hukuk mahkemesinde tazminat davası açabilir. Başvurucu, somut olayda ihmali olduğunu ileri sürdüğü görevliler hakkında suç duyurusunda bulunarak ceza soruşturması açılması talebinde bulunmuş olmakla birlikte Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduktan sonra annesinin yaşamını yitirmesinde ilgili Hastanenin ve doktorun sorumluluğunun bulunduğundan bahisle Hukuk Mahkemesine de başvuruda bulunmuştur.

Bu durumda üzerinde durulması gereken husus -somut olayın koşulları çerçevesinde- yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülüğün anılan hukuki çarelerden herhangi biri ile yerine getirilip getirilmediğidir.

Somut olayda başvurucunun, annesinin ölümü ile neticelenen olayda ihmali olduğunu ileri sürdüğü doktorlar hakkında suç duyurusunda bulunarak cezalandırılmaları talebinde bulunduğu ve Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesinden sonra bireysel başvuruda bulunduğu görülmekle birlikte başvurusuna konu ihlal iddiası açısından Türk hukuk sistemindeki mevcut etkili başvuru yollarından olan hukuk mahkemesinde tazminat davası açma imkânını da kullandığı ve söz konusu davanın derdest olduğu anlaşılmıştır.

Açıklanan gerekçelerle; başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna 27/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu sayfayı paylaş