Faydalı Linkler

Şahıs varlığına verilen zararlara karşı maddi tazminat davası açarken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?


Şahıs varlığına verilen zararlara karşı maddi tazminat davası açarken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Pilatin Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, Pilatin Hukuk Danışmanlık, Platin Hukuk Danışmanlık, Avukat Simge Pilatin, Simge Pilatin, İstanbul Yabancılar Hukuk Bürosu, Yabancılar Danışmanlık Bürosu, Sınırdışı Davası, Ticari dava av, Vergi Dava Avukatı İst

Yazar: Yaşar BAŞKAYA
 
 
 
Şahıs varlığına verilen zararlara karşı maddi tazminat davası açarken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

 

1 – Şahıs varlığına verilen zararlarda kimler maddi tazminat isteyebilir?


Haksız eylem ya da hukuka aykırı bir fiil sonucu insanın şahıs varlığına verilen zararlar genel olarak ikiye ayrılır. Bedensel bütünlüğün ihlalinden doğan zararlar ve destekten yoksun kalma zararları.
 
Haksız eylem ya da hukuka aykırı bir fiil sonucu ölümle sonuçlanan olaylarda, müteveffanın desteğinden yoksun kalanlar, bu sebeple uğradıkları kayıpları tazminat olarak isteyebilirler. Buna "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı” denir.
Önemli: Bedensel bütünlüğü zarara uğrayan kişi isterse bitkisel hayatta olsun, sağ olduğu sürece destekten yoksun kalmadan söz edilemez.)
 
Haksız eylem ya da hukuka aykırı bir fiil sonucu meydana gelen Bedensel Bütünlük Zararı genelde, yaralanma, sakatlanma, hastalanma ya da ruhsal bunalımla sonuçlanma olarak ortaya çıkar.
(Önemli: Bedensel bütünlük zararlarında, bizzat bedensel zarara uğramış kişi ya da kişiler maddi tazminat isteyebilir.)
 
 
2- Dava dilekçesinde bulunması gerekli asgari unsurlar nelerdir?
 
Tazminat isteme hakkı yasalarla sınırlandırılmış ve bir takım koşullara bağlanmıştır. Yasalarda açıklık bulunmayan durumlar ise öğreti ve yüksek mahkeme içtihatları ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Her zararın sonucunda maddi tazminat doğmayabilir. Bu, somut olayın soyut kurallara uyumlandırılması ve değerlendirilmesi ile ortaya çıkarılır. Bu değerlendirme "hukuki değerlendirme”dir. Tazminat hukukunun asıl belirleyici unsuru hukuki değerlendirmedir. Hukuki değerlendirme sonucunda zararın "kusurlu ve hukuka aykırı bir fiilden” meydana geldiğine dair mahkemede kanaat oluşursa tazminine hükmedilir.
 
(Olay ile zarar arasındaki nedensellik (illiyet) bağının mutlaka kurulması gerekir. Zarar haksız eylem ya da hukuka aykırı bir durumun sonucu oluşmalıdır.)
 
Talep bölümünde mutlaka istenilen maddi ve manevi zarar miktarları belirtilmelidir. Manevi tazminat miktarının gerçek değeri yazılmalıdır. Maddi tazminat miktarı sonradan verilecek bilirkişi raporuna göre "ıslah” yolu ile değiştirilebileceği gibi "belirsiz alacak” ya da "kısmi dava” olarak da dava açılabilir. İstenecek faizin zarar tarihinden itibaren istenmesi uygun olacaktır.
 
 
3 – Bedensel Bütünlük Zararı nedir?
 
Bedensel bütünlük zararı, kişinin doğal koşullar altında tam ve normal bir yapıya sahip bedeninin ya da ruhunun kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil sonucunda zarara uğramasıdır. Kişinin bedensel bütünlüğü her şeyden önce Anayasal güvence altındadır (AY Md.17). Bu güvence çeşitli kanunlarla da desteklemektedir (BK. Md.48, MK. Md.23,24, 5521 Sayılı iş K. Md.21).
 

4 – Bedensel bütünlük zararı nedeniyle açılacak tazminat davasında hangi mahkemede dava açılmalıdır?

• Adli yargı kolunda genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir (6100 sayılı HMK. Md. 2).
• İş kazası nedeniyle oluşan bedensel zararlarda tarafların işçi ve işveren olması koşulu ile iş mahkemesi görevlidir (5521 sayılı K. Md.5).
• Yolcuların gidecekleri yere salimen ulaştırılması yükümlülüğünü yerine getiremeyen taşıyıcıya karşı Ticaret mahkemesinde dava açılır (6102        Sayılı TTK Md. 914, 1256).
• İdari yargı kolunda somut davanın mahiyetine göre dava, İdare mahkemeleri, Danıştay ya da AYİM’de görülür.
 

5 -Bedensel bütünlük zararı nedeniyle açılacak tazminat davası nerede açılmalıdır?
 
Bu davalarda 6100 Sayılı HMK Md.5 gereği genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.

Ayrıca, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir (HMK. Md.16).
 

6 – Kimler dava açabilir?
 
Bedensel bütünlük zararı nedeniyle açılan davalarda kural olarak sadece zarar gören kişi dava açabilir. Açılacak davanın konusunu, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil sonucu oluşan zararın giderilmesi oluşturur.
 

7 – Ne kadar süre içerisinde dava açılabilir?
 
Zamanaşımı süresi ne kadardır?
 
Bu tip davalarda zaman aşımı BK. Md.72’ye göre; "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır”.

Kural olarak zamanaşımı başlangıç tarihi zararın meydana geldiği tarihtir. Zarardan sonra yeni zararlar meydana gelirse, zamanaşımı bu yeni olayın meydana geldiği tarihten itibaren başlar.
 

8 – Bilirkişi incelemesinde hangi hususlara dikkat edilir?
 
Bedensel zararlar genellikle, yaralanma, sakatlanma, hastalanma ve ruhsal bunalım şeklinde oluşur. Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil sonucunda kişi/kişiler, geçici ya da sürekli iş göremez hale gelebilirler. Zarara maruz kaldıklarından itibaren, çeşitli tedavileri görebilirler. Bu tedavileri için çeşitli masraflar yapabilirler. Bedensel zararlardan dolayı maddi ve manevi tazminat isteminde bulunabilirler. Maddi tazminat hesabı, konusunda uzman bilirkişiler tarafından yapılır. Bedensel zararlar olarak bilirkişiler maddi zarar hesap unsuru olarak şunları dikkate alırlar (BK. Md. 54):
 
• Tedavi giderleri, (Dava dosyası ekine, tedavi, ulaşım, iyileşme giderleri ve dava konusuyla ilgili diğer masraflara dair belgelerin mutlaka koyulması gerekir. )

• Kazanç kaybı, (Zarar miktarı hesaplanırken davacının söz konusu zararın meydana gelmesinden önceki geliri esas alınır. Tüm zarar hesabı bu gelir üzerinden yapılacağından dava dosyasında bulunması gereken belki de en önemli belge bu belgedir. Bu nedenle dava dosyası ekine mutlaka davacının gelirini gösterir somut belge koyulması gerekir. Somut belge bulunamıyor ya da gerçeği yansıtmıyorsa gerçek geliri yazılır, aynı iş yerinden emsal aylık miktarını belirten bir tanığın beyanı delil olarak koyulabilir. Bunun gerekiyorsa ticaret meslek odalarından mahkemece sorulması istenir.)

• Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, (Davacının çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesi yetkili sağlık kurumunun vereceği "meslekte kazanma gücünden kayıp oranı ya da sürekli iş göremezlik raporu ile ortaya koyulur. Davacı bu oranda zarara uğramış kabul edileceğinden bu rapor çok önemlidir. Oluşan zarar nedeniyle böyle bir rapor alınmışsa dava dosyası ekine koyulmalıdır. Rapor yoksa mahkeme res’en yetkili sağlık kurumundan bu raporu vereceği ara karar ile aldıracaktır. Eğer % 100 tam iş göremezlik söz konusu ise mutlaka mahkemeden iki asgari ücret tutarında "bakıcı ücreti” ayrıca talep edilmelidir.)
 
• Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. (Bu tip zararlar davacının özel durumu nedeniyle ayrıca uğrayacağı istisna zararlardır. Örneğin ses sanatçısının sesini kaybetmesi, bir mankenin vücudunda kalıcı iz oluşturacak şekilde yaralanması, futbolcunun sakatlanarak futbol oynayamayacak hale gelmesi gibi. İlave belge gerektirir.)
 
 
9 – Destekten Yoksun Kalma Zararı ve Tazminatı nedir?
 
Destekten yoksun kalma tazminatı hukuki niteliğini, haksız fiillere dayalı sorumluluk ve sözleşmeye dayalı sorumluluktan almaktadır.
 
Haksız fiillere dayalı sorumluluğu düzenleyen Borçlar Kanunu’nun 53/3’üncü maddesi ile destekten yoksun kalma tazminatı açıkça zikredilmiştir. Hukuki nitelik olarak, bu zararın giderimi borcu, doğrudan haksız fiili işleyen kişi/kuruma ait olduğu gibi, bizzat haksız fiili işlememekle beraber, haksız fiilden sorumlu tutulabilecekleri de kapsamaktadır. Bir başka deyişle, sorumluluk hukuku açısından, sorumluluğun sebep ya da kusur sorumluluğu olmasının önemi yoktur.
 
Sözleşmeye dayalı hükümlere aykırı hareket hususunda destekten yoksun kalma tazminatı konusunda iki örnek önümüze çıkmakta ve pozitif hukuk açısından çözüme kavuşturulduğu görülmektedir. Bunlar, işverenin sorumluluğu hakkındaki BK. Md. 417/2 ve İş Kanunu Md. 77’deki düzenlemeler ile taşıyıcının sorumluluğunu düzenleyen TTK Md. 914’deki düzenlemelerdir. Bu iki halin dışındaki hallerde doktrin ve içtihatlarda bir görüş birliği yoktur.
 
Sözleşme dışı sorumlulukta yansıma zarar dolayısıyla genel olarak bir giderim (tazminat) yükümünden söz edilemez. Kural olarak giderim talebinde bulunabilecek olan kişi yalnızca doğrudan zarara uğrayan kişi (ya da kişiler)dir. (KELLER, Haftpflicht,s.70) Bu genel kuralın istisnasını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 53/3’te zikredilen "ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.” cümlesi ile "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı” teşkil etmektedir.
 
Bu bağlamda destekten yoksun kalma nedeniyle uğranılan zarar, yasada açıkça öngörülmüş biçimde talep hakkı tanıyan yansıma zararı oluşturmaktadır. (STARK, Ausservertragliches Haftpflichtrecht, s.43) Destekten yoksunluk tazminatı, ölüm nedeniyle ortaya çıkan, miras hukukundan bağımsız, yansıma yolu ile uğranılan maddi zararın tazmini amacını güden bir taleptir.(Emre Gökyayla S:46 vd)
 
 
10 – Kimler destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilirler?
 
Ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumlusundan isteyebilirler. Yargıtay’ın ifadesi ile "Destekten yoksun kalma davası ile davacı miras bırakanın (müteveffanın) doğmuş bir dava hakkını değil, kendilerine yardım eden kimsenin gelirinden ve yardımından yoksun kalmaları sebebiyle muhakkak olan fakat halele uğratılan menfaatleri oranında uğradıkları zararın giderilmesi istenir.” (4 HD. 14.10.1963, K.9019, ÇENBERCİ, S.807) (Destekten yoksun kalma tazminatı hesabında, ölenin eşi, çocukları ile anne ve babası, doğal olarak destekten yoksun kalan olarak alınmaktadır.
 
Bunun için dava dosyasına bir belge olarak sadece "vukuatlı nüfus kayıt örneği” koyulması yeterlidir. Diğerleri için belge ile ispat gerekmektedir.)6098 Sayılı Borçlar Kanunu Md. 53/3.’e göre, ölüm halinde uğranılan zararlar arasında müteveffanın desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar yer almaktadır. (Buradaki önemle vurgulanacak husus zarar görenin ölmüş olmasıdır. Destek kavramı ölüm ile ortaya çıkar. Zarar gören ne şekilde olursa olsun hayatta ise destekten söz edilemez.)
 
Müteveffanın desteğinden söz edebilmek için, ölmeseydi o kişinin geçimini kısmen ya da tamamen karşılıyor ya da ilerde kuvvetle muhtemel karşılayacak olması gerekir. Bu karşılamanın geçici olmaması, eylemli ve düzenli olması, zararın meydana geldiği olaydan sonra da devam ediyor olması gerekir.
 
Ayrıca, destek konusunda olay anında kişi ya da kişilere var olan destek için "fiili (gerçek) destek”, ilerde kuvvetle muhtemel doğacak için de "farazi destek”ayrımı yapılmaktadır.Destekten yoksun kalma tazminatı, ölenden intikal eden bir miras değil, yasal olarak destekten yoksun kalanlara tanınmış bir haktır.
 
 
11 – Destek Pay Oranları ne kadardır?
 
Desteğin hak sahiplerine olan destek pay oranı hesabı tamamen varsayımsal bir dağılımı içerir. Bu nedenle, bilirkişilerce çok çeşitli şekilde destek pay oranı dağılımları yapılmaktadır. Tüm dağılımlar, desteğin iyi bir eş, iyi bir ebeveyn, iyi bir evlat olarak farz edilip, gelirinin bir kısmını hak sahiplerine ayırdığı varsayımı üzerine kurulur. Destek pay oranları hesabında yargı kollarında bir birliktelik yoktur. Her yargı kolu ve hatta çevresi farklı bir oran kullanmaktadır.
 
 
12 – Zarardan İndirim Oranları ne kadardır?
 
Maddi Zarar hesabı yapıldıktan sonra bulunan zarardan somut davanın durumuna göre bazı indirimler yapılabilir. Bunlardan Bazıları şunlardır:
 
Dul Eşin Tekrar Evlenme İhtimali
Doğal yaşamın gereği, dul kalan eş tekrar evlenebilir. Bu durumda müteveffadan alacağı yardım kesilecektir. Destekten yoksun kalma hesabı yapılırken dul kalan eşin evlenme ihtimaline göre elde edeceği maddi tazminattan belli oranda indirime gidilir. İndirim varsayımsal bir oran ile yapılmaktadır. Dul eşin tekrar evlenme ihtimali ile ilgili olarak genelde "AYİM Dul eşin Evlenme Şansı İndirim Oranları Tablosu” kullanılmaktadır. Tabloda geçen değerler kadına göre üretildiğinden, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu TUİK verilerine dayanarak erkek eş için bu değerlerin %77,13 ile alınmasının uygun olacağını içtihat etmiştir (Hukuk Genel kurulunun 02.02.2011 gün, 2010/4712 Esas, 2011/4 Kararı).
 
Müterafik Kusur
Zarara uğrayanın, zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım (etki) etmesi durumunda, zarara uğrayana ödenecek tazminat miktarı kusuru oranında azaltılabilir ya da tamamen kaldırılabilir. Müterafik kusur oranı mahkemece kusur bilirkişileri marifeti ile belirlenir.
 
Yaşar BAŞKAYA
Maddi Zarar Hesap Bilirkişisi
 
 
 
Pilatin Hukuk'ta yayınlanan makalelerdeki görüş ve bilimsel sorumluluklar yazara ait olup, Pilatin Hukuku bağlamaz.  

Bu sayfayı paylaş