Faydalı Linkler

Meşru Savunmada Sınırın Kast Olmaksızın Aşılması Hakkında Yargıtay Kararı


Meşru Savunmada Sınırın Kast Olmaksızın Aşılması Hakkında Yargıtay Kararı
Sanıklar açısından meşru savunma koşullarının oluşmadığı, saldırı ile savunma arasında makul bir oran bulunmadığı, kavga sırasında karşı tarafa ağır bir şekilde karşılık verdikleri ....

Yargıtay 1. Ceza Dairesi
2017/219 E. - 2017/564 K.T. 12/04/2017

Mahkemesi   : Ağır Ceza Mahkemesi
KONU            : Kastın aşılması suretiyle öldürme

ÖZET: Sanıklar açısından meşru savunma koşullarının oluşmadığı, saldırı ile savunma arasında makul bir oran bulunmadığı, kavga sırasında karşı tarafa ağır bir şekilde karşılık verdikleri, sanıkların eylemlerini yoğun ve ağır haksız tahrik altında gerçekleştirdikleri kabul edildiği halde maktul yere düştükten sonra darp edildiğine dair bir delil bulunmadığı, vücuduna aldığı darbelerin hareketli ortamda oluştuğunun kabulünün gerekeceği böylelikle meşru savunmada kast olmaksızın sınırın aşılması kapsamında kalacak şekilde maktulu öldürdükleri kabul edilerek hükmün karıştırıldığı” gerekçesiyle hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme kararında direnmiştir.

HÜKÜM: Kasten öldürme suçundan sanıklar hakkında yapılan yargılama sonunda; sanıkların meşru savunmada sınırı kast olmaksızın aşarak öldürme eylemini gerçekleştirdikleri kabul edilerek 5237 sayılı TCK'nun 27/1. maddesi yollamasıyla 85/1, 27/1 ve 62. maddeleri uyarınca mahkumiyetlerine dair Ağır Ceza Mahkemesinden verilen karar hükümlerinin sanıklar müdafileri, katılanlar vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine, "Dosya içeriğine ve mevcut delillere göre maktulün kardeşi olan sanıklardan Ahmet'in işyerinde işçi olarak çalıştığı, olay tarihinden bir süre önce aralarında çıkan tartışma sonunda sanığın, bir işçiyi işten çıkarttığı, işçinin çalıştığı döneme ait bir miktar alacağını almak amacıyla tekrar sanığın işyerine gittiğinde aralarında kavga çıktığı ve sanığın işçisini darp ettiği, işçinin, sanığın ödemeyi kabul ettiği miktar yanında işyerinde sigortasız çalıştırıldığından ve sigorta primi ödenmediğinden, çalıştığı döneme ait sigortaya ödenmesi gereken prim miktarının da kendisine ödenmesi gerektiğini ileri sürdüğü ancak sanığın kabul etmediği, bu nedenle işçi ve kardeşleri olan maktul ve mağdur işçi ile sanık ve yanında çalışan işçileri arasında adliyeye de intikal eden olaylar olduğu, olay günü sanık Ahmet'in kardeşi diğer sanıkla birlikte işyeri dışında bulundukları sırada ve kardeşlerinin işyeri çevresinde gezdiklerini öğrenmeleri üzerine işyerine geldikleri, işyerinde bulunan sopaları gerektiğinde kolayca alıp kullanabilecekleri bir yere koyduktan sonra, işyerinin önünde beklemeye başladıkları, maktul ile mağdurun motorsikletle işyerinin yakınına geldikleri, motorsikleti park ettikten sonra maktulün elinde bıçak ve inşaat demiri bükmede kullanılan demir çubuk, mağdurun elinde ise inşaat bükmede kullanılan demir çubuk olduğu halde sanıklar Mehmet ve Mustafa'nın üzerine yürüdükleri sanık ve yakınlarından gelebilecek bir saldırıya karşı hazırlıklı olan diğer sanıkların da daha önceden hazırladıkları sopaları bulunduğu yerden çıkartıp, maktul ve mağdura saldırdıkları, aralarında çıkan kavgada, sanıkların sopa darbelerine maruz kalan maktulün kafatası kemiklerinde kırık, çökme kırığı, her iki gözde kanama, beyin harabiyeti, kanama, kırık ve vücudunda çok sayıda yaralanma tespit edildiği, maktulün kafa travmasına bağlı kafatası kemik kırıkları, kanama ve beyin doku harabiyeti sonucu öldüğü, mağdurun vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı, sanık Ahmet’in basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde, diğer sanığın yüzde sabit iz kalacak ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı olayda; sanıkların, maktul ve kardeşlerinden kaynaklanan ve tevali eden haksız fiil niteliğindeki söz ve davranışların yarattığı hiddetle maktul ve mağdura saldırıp, maktulü ağır bir şekilde çok sayıda sopa darbesi ile darp ederek öldürdükleri, mağduru da yaraladıkları, somut olayda hukuka uygunluk nedeninin sınırının kast olmaksızın aşılmasından söz edilemeyeceği, oluşa göre meydana gelen netice açısından sanıkların kasten hareket ettiklerinin kabulü ile haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan sorumlu tutulmaları gerektiği gözetilmeksizin meşru savunmada kast olmaksızın sınır aşıldığından bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması, kabule göre; gerekçede, "sanıklar açısından meşru savunma koşullarının oluşmadığı, saldırı ile savunma arasında makul bir oran bulunmadığı, kavga sırasında karşı tarafa ağır bir şekilde karşılık verdikleri, sanıkların eylemlerini yoğun ve ağır haksız tahrik altında gerçekleştirdikleri” kabul edildiği halde "maktul yere düştükten sonra darp edildiğine dair bir delil bulunmadığı, vücuduna aldığı darbelerin hareketli ortamda oluştuğunun kabulünün gerekeceği böylelikle meşru savunmada kast olmaksızın sınırın aşılması kapsamında kalacak şekilde maktulu öldürdükleri” kabul edilerek hükmün karıştırıldığı” gerekçesiyle hükümlerin bozulmasına karar verildiği, Dairemizin bozma kararına karşı yerel mahkemenin kararı ile "sanıklar hakkında kast olmaksızın meşru müdafaada sınırın aşılması sureti ile adam öldürme suçundan” hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmesine karar verildiği, direnme kararının katılanlar vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Yargıtay Ceza genel Kurulu'na gönderildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun gönderme kararı ile yapılan incelemede; Dairemizce verilen bozma kararı usul ve yasaya uygun olup, yerel mahkemece verilen direnme kararı yerinde görülmediğinden, dosyanın direnme kararı konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 27/02/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.

Karar Kaynak Bilgisi İçin Tıklayınız 

Bu sayfayı paylaş