Faydalı Linkler

MENFİ TESPİT DAVASI


MENFİ TESPİT DAVASI
MENFİ TESPİT DAVASI, İcra Hukuku Kurumu Olarak Menfi Tespit Davası, Menfi Tespit Davasında Görevli - Yetkili Mahkeme ve Yargılama Usulü, Menfi Tespit Davasında İspat Yükü, Süre Hususu, İcra Takibine Etkisi, Sonuçları

İcra Hukuku Kurumu Olarak Menfi Tespit Davası  

İcra hukuku bakımından menfi tespit davasının konusu, herhangi bir hak ya da hukuki ilişki olmayıp sadece para borcunun mevcut bulunmadığının tespitidir. Menfi tespit davası olmayan bir borcun cebri icra tehdidi altında ödetilmesine engel olmak için açılır. Menfi tespit davası açılarak davacı, davalının para alacağının hiç doğmadığını veya sonradan sonra erdiğinden artık mevcut olmadığını iddia ederek davalıya karşı bir borcunun mevcut olmadığının tespitini talep eder. Menfi tespit davası, henüz ortada para alacağına ilişkin bir icra takibi yokken ikame olunabileceği gibi, başlatılan icra takibinin devamı sırasında da açılabilir.( İİK m.72/1 ) İcra takibinin devamı esnasında menfi tespit davası, takip konusu para alacaklıya ödeninceye kadar açılabilir. Şayet takip konusu para alacağı, alacaklının banka hesabına geçmiş ise açılacak olan dava menfi tespit davası değil, istirdat davasıdır. Menfi tespit davası, ilamlı veya ilamsız ya da kambiyo senetlerine müstenit haciz yolu ile takip sırasında açılabileceği gibi taşınır veya taşınmaz rehninin paraya çevrilmesi yoluyla takip sırasında yahut takip önce de açılabilir.

Borçlu, genel haciz yolu ile takipte itirazın kaldırılması esnasında mahkemede ileri sürüp ispat edemediği itiraz ve def’ilerini menfi tespit davasında yeniden ileri sürebilir. Çünkü itirazın kaldırılması kararı menfi tespit davası bakımından kesin hüküm teşkil etmez.

A. Menfi Tespit Davasında Görevli - Yetkili Mahkeme ve Yargılama Usulü

İcra takibinin başlamasından önce açılan menfi tespit davasında yetkili mahkeme Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun mahkemelerin yetkisini düzenleyen hükümlerine göre tayin edilirken, icra takibinin başlamasından sonra açılan menfi tespit davasında yetkili mahkeme İİK m72/son uyarınca icra takibinin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde görülebileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de görülebilir. Kanun burada icra takibinin başlamasından sonra menfi tespit davası açmak isteyen borçluya seçim imkanı tanımıştır.Menfi tespit davasında mahkemenin yetkisi kesin yetki olmayıp, bu iki yerin dışındaki bir mahkemede menfi tespit davası açılması durumunda mahkeme yetkisizliğini re’ sen dikkate almaz. Alacaklının ( davalının ) mahkemenin yetkisizliğini ilk itiraz olarak ileri sürmesi gerekir. Taraflar HMK m.17-18 şartları çerçevesinde yetki anlaşması yapabilirler. Şu kadar ki; yetki anlaşması ile icra takibinin yapıldığı veya davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinin yetkisi kaldırılamaz.

Görevli mahkeme, HMK m. 2 gereğince kural olarak asliye hukuk mahkemeleridir. Ancak hukuki ilişkinin niteliğine göre sulh hukuk mahkemeleri de görevli olabilecektir :

"Somut olayda, davacı kiraya veren, davalı kiracı tarafından kiralanandaki fıstıkların davacı tarafından toplanması nedeniyle oluşan davalı zararının tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dava, kira sözleşmesinden kaynaklanan borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Dava, 6100 sayılı HMK'nun yürürlüğe girmesinden sonra açıldığına göre görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, Asliye Mahkemesince işin esası incelenerek davanın esastan sonuçlandırılması doğru değildir.” ( Yargıtay 6. HD. E: 2014/4198 K:2014/14004 T: 16.12.2014 )

İİK m. 72’ de düzenlenen menfi tespit davasında yargılama usulü genel hükümlere tabidir. Dava konusu üzerinden nispi harç alındıktan sonra dava dilekçesi resmiyete konulmuş olur.

B. Menfi Tespit Davasında İspat Yükü

İlk ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davalı üzerindedir. Davacı dava konusu alacağın hiç doğmadığını ya da sözleşmenin hiç mevcut olmadığını değil de alacağın sona erdiğini veya sözleşmenin geçersiz olduğunu iddia ederek, menfi tespit davası açmış ise bu iddiasının doğruluğunu ispat eder. Zira ileri sürdüğü vakıalardan lehine haklar çıkaran davacı TMK m.6 ( Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat ile yükümlüdür. ) uyarınca ispat yükü altındadır. Davacının ( borçlunun ) hata, hile, ikrah gibi iradeyi sakatlayan nedenlerden birinin mevcut olduğunu veya ifanın imkansız oluşu nedeniyle senedin karşılıksız kaldığını ya da senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu hususlarını ileri sürmesi halinde davacı borçlu bu hususları ispat etmek zorundadır.
Davacı ( borçlu ) , davalının ( alacaklının ) dayandığı hukuki ilişkiyi inkar ederse inkar edilen bu hukuki ilişkinin varlığını ispat etmek davalıya düşmektedir. Çünkü kanunda aksine hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat ile yükümlüdür. Sözgelimi, hiçbir belgeye dayanmaksızın yapılan adi takiplerde borçlunun borcu olmadığını ileri sürmesi halinde alacaklı alacağın varlığını ispat etmek zorundadır.
Borçlunun, borcunu ödediği iddiasına karşılık, davalı ( alacaklının ) bu ödemenin başka bir alacak için yapıldığını iddia etmesi halinde davalı ( alacaklı ) bu iddiasını ispat etmek zorundadır.

C. Menfi Tespit Davasında Süre Hususu

Menfi tespit davası herhangi bir hak düşürücü süreye tabi olmayıp, icra takibinden önce açılabileceği gibi takip sırasında da açılabilir. Ancak somut olayın özelliğine göre menfi tespit davasının belli bir süre içinde açılması gerekebilir. 6098 sayılı TBK'nun 39/1 maddesi "Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” hükmünü içermektedir. Buna göre; yanılma, aldatılma ya da korkutulma sonucunda yapılan sözleşmeye dayanılarak menfi tespit davası açılmış ise davanın, yanılma veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde açılmış olması gereklidir :
"Davacı, davalı yanın kendisini tehdit ederek dava konusu bonoyu aldığını iddia etmiştir. Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, ilgili yasa hükmü gözetilerek iş bu davanın hak düşürücü sürede açılıp açılmadığı üzerinde durularak bir hüküm vermekten ibarettir.”( Yargıtay 19.HD. E: 2013/13475 K: 2014 / 10569 T: 05.06.2014 )

D. Menfi Tespit Davasının İcra Takibine Etkisi

Takipten önce açılan menfi tespit davasında davacı ( borçlu ) takip konusu alacağın % 15’ inden aşağı olmamak kaydıyla göstereceği teminat karşılığında takibin durdurulmasına karar verilmesini mahkemeden talep edebilir. Mahkeme, menfi tespit davası sonuçlandırılıncaya kadar icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. Bu karar verildikten sonra davacı bu kararı icra dairesine ibraz ederek takibin durdurulmasını sağlar. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, mahkeme ihtiyati tedbir kararı vermek zorunda olmayıp, ihtiyati tedbir kararı verilmesi hususunda takdir hakkına sahiptir.

İcra takibi başladıktan sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile icra takibinin durdurulmasına karar verilemez. ( İİK m. 72/3 ) İcra takibinin başlamasından sonra menfi tespit davası açan borçlu, alacaklının gecikmeden doğan zararını karşılamak ve takip konusu alacağın % 15’ inden aşağı olmamak şartıyla göstereceği teminat karşılığında ihtiyati tedbir yolu ile mahkemeden ancak icra dairesinin banka hesabına giren paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Para alacaklının banka hesabına geçmiş ise açılacak dava,  cebri icra tehdidi altında ödenen paranın geri alınmasına yönelik olan istirdat davasıdır. ( İİK m. 72/son.2 f ) :

"Takip sırasında takibe konu miktarın davacı tarafından alacaklıya ödenmesi üzerine menfi tespit davası kendiliğinden istirdat davasına dönüşmüştür. Dolayısıyla, davacının takip yapıldıktan sonra takip dosyasına ödediği asıl alacak ve tüm fer'ilerinin, dava istirdada dönüştüğünden, hüküm altına alınması gerekir. Ayrıca takipte, davacıyı menfi tespit davasını açmaya zorlayan haksız ve kötü niyetli olma şartlarının birlikte olması gerektiği halde, somut olayda kötü niyet şartının oluşmadığının gözetilmesi gerekir.” ( Yargıtay 23 HD. E: 2014/4296 K : 2014/4515 T: 11.06.2014 )

Davacı, takibin başlamasından sonra açılan menfi tespit davasının sonuçlanması halinde menfaatlerinin haleldar olmasını önlemek için önce takip konusu alacağın tamamını icra dairesinin banka hesabına yatırıp takibi durdurmalı, buna ilaveten gecikmeden doğan zararları karşılamak ve takip konusu alacağın % 15’ inden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında mahkemeden alacağı ihtiyati tedbir kararı ile dava sonuna kadar paranın alacaklıya ödenmesini önlemelidir.

E. Menfi Tespit Davasının Sonuçları

Menfi tespit davası, davacı lehine hükme bağlanırsa icra takibi derhal durur. Takibin durması için davacı lehine verilen hükmün kesinleşmesi aranmaz. Söz gelimi haciz yapılmış ise, menfi tespit davasının davacı lehine sonuçlanması üzerine takip derhal duracağından mahcuz malların satışı yapılamaz. Davacının lehine esasa ilişkin hüküm verilmesinden sonra kendiliğinden duran icra takibi bu hükmün kesinleşmesi üzerine eski hale iade edilir.

Alacaklının menfi tespit davasını kazanması halinde verilecek olan karar HMK m. 303 uyarınca kesin hüküm teşkil edeceğinden takip konusu alacağın mevcut olduğu maddi hukuk bakımından tespit edilmiş olur. Dava esnasında icra takibinin durması veya icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için bir ihtiyati tedbir kararı verilmiş ise menfi tespit davasının reddi hakkındaki mahkeme kararı ile bu ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Alacaklı, icra takibine sonuçlanana kadar devam edebilir.

Menfi tespit davasının reddine karar veren mahkeme borçluyu alacaklının bir talebi olmasa bile kendiliğinden haksız ihtiyati tedbir ile durdurulan icra takibi konusu alacağın % 20’ si oranında bir tazminata mahkum etmekle yükümlüdür. Uygulama da bu şekildedir. Davalı alacaklının haksız ihtiyati tedbir nedeni ile uğradığı zarar % 20’ den fazla ise davalı, zararının tamamını davanın her aşamasında talep edebilir. Alacaklı %20’ ye kadar olan zararını ispat etmekle yükümlü değildir. Buna mukabil zararın % 20’ den fazla olduğunu ispat ile yükümlüdür. Ancak, mahkeme ihtiyati tedbir kararı ile takibin durdurulmasına karar vermemiş ise menfi tespit davasının alacaklının alacağını almasını geciktirdiğinden söz edilemeyeceğinden mahkeme borçluyu tazminata mahkum edemez.

Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan icra takibinin haksız ve kötü niyetli yapılmış olduğu anlaşılırsa borçlunun talebi üzerine borçlunun menfi tespit davası nedeniyle uğramış olduğu zararının da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Bu zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın % 20’ sinden aşağı olamaz. Davacı borçlunun tazminat talebini dava veya cevaba cevap dilekçesinde yapması gerekir. Aksi halde davanın genişletildiği itirazı ile karşılaşır. Buna karşılık dava veya cevaba cevap dilekçesinde tazminat istemiş olan borçlu davanın her aşamasında istediği tazminat miktarını artırabilir. Çünkü borçlunun uğradığı zarar dava sırasında doğmaktadır ve hüküm tarihine kadar da devam etmektedir.

Hazırlayan
Beyhan UZUN  

Bu sayfayı paylaş