Faydalı Linkler

Elatmanın Önlenmesi ve Ecrimisil


Elatmanın Önlenmesi ve Ecrimisil
Elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece bir kısım davalılar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, bir kısım davalılar yönünden ise davanın elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin kabulüne, ecrimisil isteğinin reddine

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi

2015/14851 E., 2016/7305 K. T. 15.06.2016

Mahkeme: Asliye Hukuk Mahkemesi

Talep: Elatmanın Önlenmesi ve Ecrimisil

 

ÖZET: Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece bir kısım davalılar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, bir kısım davalılar yönünden ise davanın elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin kabulüne, ecrimisil isteğinin reddine ilişkin olarak verilen karar davacı ve bir kısım davalılar vekilleri tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiştir.

KARAR: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.

Davacı, kayden maliki olduğu taşınmazları davalı kooperatif ve üyelerinin işgal ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi, taşınmazların boş olarak teslimi ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, bir kısım davalılar hakkında atiye terk nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, bir kısım davalılar hakkında kayda üstünlük tanınmak suretiyle elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin kabulüne, ecrimisil isteğinin reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu tarla niteliğindeki 3755 parsel sayılı taşınmazın tamamının davacı adına, 3739 parsel sayılı taşınmazda ise davacı ile birlikte dava dışı şirket paydaş iken yargılama sırasında bir kısım davalıların satın alma yoluyla paydaş hale geldiği, her iki parsel üzerinde üçer adet bina bulunduğu, kat mülkiyeti ya da kat irtifakına geçilmediği, yargılama sırasında bazı davalılar hakkındaki davadan feragat edildiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; T.M.K.'nun 683.maddesine dayalı elatmanın önlenmesi istekli davaların konusunu haksız eyleme dayalı tasarrufların oluşturduğu kuşkusuzdur. Eylem kimin tarafından yapılırsa, davanın ona yönelik olarak açılması ve sonucundan onun sorumlu tutulması asıldır. Taşınmazın bir başkası tarafından da tasarruf edilmesi ya da kullanıma sunulması o yeri haklı ve geçerli bir nedene dayalı olmaksızın tasarruf edenin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı da açıktır.

Öte yandan; 6100 sayılı HMK’nun 297/2 maddesindeki düzenlemede "Taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan bu düzenleme karşısında uyuşmazlığın çözümlenmesine karar veren mahkemenin, davanın kanıtlanması durumunda infaza elverişli ve isteğe uygun karar vermesi kamu düzenini de ilgilendirmesi nedeniyle kendiliğinden göz önüne alınması da zorunludur.

Somut olaya gelince; bir kısım davalılar çekişme konusu taşınmazlara herhangi bir müdahalesinin olmadığını savunmuş olup, mahkemece taşınmazların kimin tarafından ne şekilde tasarruf edildiği yönünde hükme yeterli bir araştırma yapılmadığı gibi, kurulan hükmün infaza elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı da yoktur.

Diğer taraftan; noksanı tamamlatılmak suretiyle getirtilen belgelerden, bazı davalıların yargılama sırasında çekişme konusu taşınmazlarda paydaş hale geldikleri görülmektedir. Bu durumda paydaş olan davalılar yönünden somut olayda paylı mülkiyet hükümlerinin gözetilmesi gerekeceği de tartışmasızdır.

Hâl böyle olunca; öncelikle feragat edilen bir kısım davalılar hakkında feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi, diğer davalılar bakımından yukarıda değinilen ilkeler gözetilmek suretiyle tarafların tüm delillerinin toplanması, toplanan ve toplanacak olan deliller birlikte değerlendirilerek çekişmeli taşınmazların nasıl ve kimin kullanımında olduğunun infaza olanak verecek şekilde saptanması, yargılama sırasında paydaş hale gelen bazı davalılar bakımından ise paylı mülkiyet hükümlerinin gözetilmesi, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Ayrıca, davada yıkım isteği bulunmadığı halde 6100 Sayılı HMK.nun 26/1. maddesi (HUMK.'nun 74) hükmü göz ardı edilerek istek dışına çıkılmak suretiyle yıkıma karar verilmiş olması da isabetli değildir.

Davacı ve bir kısım davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK.nun geçici 3/2.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA 15.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu sayfayı paylaş