Faydalı Linkler

Anayasa Mahkemesinin TOKİ kararı


Anayasa Mahkemesinin TOKİ kararı
(TOKİ) gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi ile anlaştığı şirket tarafından yapılarak teslim edilen dairenin, kapalı yüzme havuzu yapılmadan eksik teslim edilmesi üzerine idarenin korunması mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ihlal etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru Numarası: 2014/1071 Karar Tarihi: 27/10/2016 

 

BAŞVURUNUN KONUSU: Başvuru, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığının (TOKİ) gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi ile anlaştığı şirket tarafından yapılarak teslim edilen dairenin, kapalı yüzme havuzu yapılmadan eksik teslim edilmesi üzerine açılan davada derece mahkemelerince kamu gücünü temsil eden idarenin korunarak, daha önceki içtihatlar ile çelişkili bir şekilde davanın kısmen reddedilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Başvurucular TOKİ ile yüklenici şirketler arasında düzenlenen gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi kapsamında yapılan Ankara Eryaman Havuzlu Evler-1-Altay Mahallesi 98. Sokak Göksu Park Konutlarından birer daire satın almışlar ancak bu dairelerin eksik ve ayıplı teslim edildikleri iddiasına dayalı olarak eksik ve ayıplı imalat bedelleri ile konutlarda meydana gelen değer kaybının tazmin edilmesi istemiyle TOKİ ve yüklenici şirketler aleyhine Sincan Tüketici Mahkemesinde (Mahkeme) 18/6/2009 tarihinde tazminat davaları açmışlardır.

Mahkeme, başvurucu Hüseyin Nuri Toy tarafından açılan dava bakımından 24/3/2011 tarihli ve E.2009/202, K.2011/244 sayılı; başvurucu Abdullatif Cengiz Zengin tarafından açılan dava bakımından aynı tarihli ve E.2009/207, K.2011/249 sayılı kararları ile davaların kısmen kabulüne ve kısmen reddine, kapalı yüzme havuzunun yapılmaması sonucu konutların değerlerinde meydana gelen kayıpların karşılığı olarak tespit edilen zarar miktarlarının davalı yüklenici şirketlerden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar vermiştir.

Kararlar başvurucular ve davalı TOKİ tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25/11/2011 tarihli ve E.2011/14548, K.2011/17367 sayılı, aynı tarihli ve E.2011/14535, K.2011/17356 sayılı ilamlarıyla, temyiz edilen hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.

Bozma ilamlarına uyan Mahkeme 11/10/2012 tarihinde yine davaların kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar vermiştir. Başvurucular ve TOKİ tarafından temyiz edilen anılan kararlar, Dairenin 28/3/2013 tarihli ve E.2013/6485, K.2013/7807 sayılı, aynı tarihli ve E.2013/6450, K.2013/7805 sayılı ilamlarıyla onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemleri ise Dairenin 11/11/2013 tarihli ve E.2013/27943, K.2013/27852 sayılı, 12/11/2013 tarihli ve E.2013/28111, K.2013/27966 sayılı ilamlarıyla reddedilmiştir.Nihai kararlar başvurucular vekiline 26/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.Başvurucular 27/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

Başvurucular TOKİ ile yüklenici şirketler arasında düzenlenen gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi kapsamında birer daire satın aldıklarını, ancak bu dairelerin eksik ve ayıplı teslim edildiğini, bu nedenle Sincan Tüketici Mahkemesinde açtıkları tazminat davasının kısmen kabul edilmekle birlikte taahhüt edilen kapalı yüzme havuzunun yapılmaması nedeniyle oluşan zarardan TOKİ'nin sorumlu olmadığı gerekçesiyle davalı TOKİ yönünden açılan davanın kısmen reddedildiğini ifade etmişlerdir.

Başvurucular;

i. Dava konusu konutları TOKİ ve yüklenici şirketlerin reklam ve tanıtıcı broşürlerine güvenerek ve projede kapalı yüzme havuzu bulunduğu gerekçesiyle satın aldıklarını,

ii. Yüklenici şirketlerce TOKİ adına vekaleten haraket edildiği, gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi çerçevesinde TOKİ'ye de pay verildiği ve ayrıca 4077 sayılı Kanun'un 4. maddesindeki ayıplı mala ilişkin hükümler çerçevesinde TOKİ'nin imalatçı ve üretici sıfatının bulunduğu dikkate alındığında söz konusu kapalı yüzme havuzunun yapılmaması nedeniyle oluşan değer düşüklüğü kaybından TOKİ'nin de sorumlu olması gerektiğini, 

iii. Yapılan sözleşmede TOKİ'nin sorumlu olmayacağına dair hüküm bulunsa bile bu hükmün haksız şart olacağına dair yargı içtihatları nedeniyle bu hükmün geçerli kabul edilemeyeceğini,

iv. Ancak derece mahkemelerinin, sözleşme ve kanun hükümlerini çelişkili olarak ve hatalı yorumlamak suretiyle kamu gücünü kullanan davalı TOKİ'yi koruyup diğer davalıları tazminatla sorumlu tutmakla birlikte kapalı yüzme havuzunun yapılmaması nedeniyle oluşan değer kaybından TOKİ'nin sorumlu olmadığına karar verdiklerini, 

v. Dava konusu konutlarda meydana gelen değer kaybı tutarlarını elde edebilmek için senelerdir uğraştıklarını, davalar açarak yargılama gideri ve harcamalar yapmak zorunda kaldıklarını, açtıkları dava neticesinde davalı TOKİ'nin de sorumlu tutulmaması nedeniyle konutlarda oluşan gerçek değer kaybını ise alamadıklarını belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler; ihlallerin tespiti ve tazminat ile yargılama gideri olarak yaptıkları harcamaların ödenmesine karar verilmesi taleplerinde bulunmuşlardır.

 

Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların, başvuruya konu tazminat davalarıyla ilgili olarak Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürdükleri anlaşılmaktadır. Başvurucular, mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarını münhasıran diğer yükleniciler yanında TOKİ aleyhine açtıkları tazminat davalarının sonucuna dayandırmaktadır.

Başvurucuların, satın aldıkları konutların projesinde ilan edilmesine rağmen kapalı yüzme havuzu yapılmaması nedeniyle uğradıklarını iddia ettikleri kayıplarının tazmini için açtıkları davanın diğer davalılar yönünden kabul edilmesine karşılık sözleşme ve yasa hükümlerine göre açıkça sorumlu olması gereken davalı TOKİ bakımından reddedildiğine dair şikâyetlerinin özü yargılama sonucunda verilen kararın adil olup olmadığına yönelik olup bu şikâyetler bir bütün olarak adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

Başvurucular TOKİ ile yüklenici şirketler arasında düzenlenen sözleşme kapsamında ve 4077 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre kapalı yüzme havuzunun yapılmaması nedeniyle konutlarda oluşan değer kaybından TOKİ'nin de sorumlu olması gerektiği hâlde derece mahkemelerince sözleşme ve yasa hükümlerinin hatalı yorumlanarak davanın kısmen reddedildiğinden yakınmaktadırlar. İlk derece mahkemesi ise kararlarını esas olarak; kapalı yüzme havuzunun davalılar arasında kararlaştırılan projede ve sözleşmede yer almadığı ve kapalı yüzme havuzunun davalı yüklenici şirketler tarafından konut sahiplerine ayrıca taahhüt edildiği, bu nedenle davalı TOKİ'nin kapalı yüzme havuzu taahhüdünden ve inşasından sorumlu olmadığı gerekçelerine dayandırmıştır. Temyiz istemleri üzerine Yargıtay da, Mahkemenin gerekçelerine atıfta bulunarak hükümleri onamış ve karar düzeltme taleplerini de bu gerekçelere dayalı olarak reddetmiştir. Derece mahkemelerinin kararlarının, söz konusu gerekçeleri de dikkate alındığında, ilgili kanun hükümleri çerçevesinde sözleşme hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin olup keyfî olduklarından söz edilemeyeceği açıktır.

Öte yandan aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan birden fazla davalı aleyhine açılan bir davada ilgili kanun ve sözleşme hükümlerinin yorumlanarak bir kısım davalılar yönünden davanın kabul edilerek diğer davalı yönünden davanın kısmen reddedilmesi bir çelişki de oluşturmamaktadır. Ayrıca başvurucular her ne kadar kapalı yüzme havuzunun yapılmaması nedeniyle konutların değerlerinde oluşan gerçek değer kaybını elde edemediklerini ileri sürmektelerse de başvurucuların derece mahkemelerince belirlenen değerin az olduğuna ve gerçek değerinden uzak olduğuna dair bir şikâyetlerinin bulunmadığı, buna ilişkin tazminat isteminin TOKİ yönünden reddedilmekle birlikte diğer davalılar yönünden kabul edildiği ve tespit edilen tazminat tutarlarının davalı yüklenicilerden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verildiği görülmektedir. Başvurucuların derece mahkemelerince taraflı yargılama yapılarak kamu gücünü kullanan TOKİ'nin korunduğu iddialarını ise somut bir olguya dayandıramadıkları anlaşılmaktadır.

Mahkemenin gerekçesi ve başvurucuların iddiaları incelendiğinde iddiaların özünün derece mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet bulunmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Başvurucular, yargılama sürecinde karşı tarafın sundukları deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadıklarına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadıklarına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadıkları gibi Mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

Açıklanan nedenlerle başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

HÜKÜM: Açıklanan gerekçelerle; Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna, yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına 27.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu sayfayı paylaş